Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
Muharrem BAYRAKTAR

Muharrem BAYRAKTAR

21 Şubat 2013
font boyutu küçülsün büyüsün


Bakalım, Obama sizi mahşerde kurtaracak mı?


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye politikasında bugüne kadar uyguladıklarını, söylediklerini kökten inkâr eden bir politik söyleme doğru yelken açtı. Biz, bugüne kadar AKP kadrolarındaki bu keskin dönüşleri çok iyi bildiğimiz için fazla şaşırmadık. Ama “her söylenene inanan” saf kitlelerin akıllarının başına gelmesi için bu konuyu köklü bir şekilde irdelemek lazım diye düşünüyorum. 
Diyor ki Davutoğlu: “Suriye’de biz başından beri silahsız çözüm istedik. Beşar Esed en başından beri kabul etseydi, bu kadar kan dökülmeyecekti. Biz yine silahsız çözümden yanayız. Keşke şu anda silahsız çözüm olabilse. Bunlar bizim düşüncelerimize uzak görüşler değil.” 
Pes yani! 
İki yıldan beri Suriye’deki iç savaşı açıkça körükleyen, isyancılara silah akışının yapılmasına göz yuman hatta destek veren, Türk topraklarını isyancılara açan, Suriye’de ölen binlerce kişinin dökülen kanında parmağı olan sanki Türk dış politikasına yön verenler değilmiş gibi “biz zaten barıştan yanayız” nasıl diyebiliyorlar? 
Suriye’de isyancı çete reislerinin Türkiye’de kampa kurmasına, toplantı yapmasına, en lüks otellerde iç savaşı organize etmesine kapı aralayanlar bugün nasıl “biz Suriye’de silahlı çözümden yana değiliz” diyebiliyorlar? 
Başbakan Erdoğan’ın Halep’i yerle bir eden isyancıları ayakta alkışlayıp “bunlar Suriye’nin kahramanları” şeklindeki facia sözleri kulaklarımızda çın çın çınlarken bugün Davutoğlu nasıl “biz barış istiyoruz” diyebiliyor? 
“Şam’daki Emevi Camii’nde pek yakında namaz kılacağız” diye kükreyecek kadar emperyalist işgal beyanatları verenler bugün hiçbir şey olmamış gibi nasıl “barıştan, silahsız çözümden yanayız diye dem vurabilirler?” 
Allah’tan korkmuyorsunuz bari kuldan utanın! 
Evladı isyancı teröristler tarafından katledilen Suriye Müftüsü Muhammed Hassun’un Başbakan Erdoğan’a yazdığı mektupta, başımızdan aşağı kızgın katranlar gibi dökülen şu ifadeler vardı: “Sayın Başbakan. Biz sizi dost belledik. Sizinle Kocatepe Camii’nde aynı safta namaz kıldım. Şimdi ise senin ülkenden gelen teröristler benim evladımı öldürdü. Kıyamet gününde Allah’ın huzuruna hep birlikte çıkacağız ve ben diyeceğim ki “Ey Erdoğan! Senin ülkenden gelen teröristler benim ülkemde 40 bin kişiyi öldürdü. Size hakkımı helal etmiyorum.” 
Suriye Müftüsü’nün bu feryadını duymazdan gelenler nasıl oluyor da “biz silahtan yana değiliz” diyebiliyorlar? 
Suriye Müftüsü o mektubunda şunu da söylüyordu: “Suriye’de bu ateşi yakanlar bilsin ki, bu ateşin korları onları da yakacaktır.” 
Ve o ateş Türkiye’yi yakmaya başladı. 
Cilvegözü’nde patlayan bombalar bunun habercisiydi. Kullanılmayı marifet sanan gafillerin dış politikası sonucu ateş önce Suriye’yi şimdi de bizi yakmaya başladı. 
Daha ne kadar ve ne şiddette yakacağı belli değil. 
Türkiye’yi Suriye bataklığına sokanların bugün “Esad rejimi ile anlaşma zemini” aramaları ve Türkiye’yi açıkça “satışa getirme” sinyalleri vermeleri, Davutoğlu’nu panik içinde “biz zaten silahtan yana değildik” gibi aleni çark etme söylemine sevk etti. 
Suriye müftüsünün dediği gibi “bunun bir de mahşerde sorulacak hesap yönü” var. 
Ölen on binlerce masum insanın kanının hesabı. 
Bakalım o zaman da Obama sizi kurtaracak mı? 











yorumlayorum ekle




Yorumlar


  henüz yorum yok








Mortakı