Piyasalar

16 Temmuz 2019, Salı tsi
°C

En Sıcak Konular

Prof. Dr. HAYDAR BAŞ


Prof. Dr. HAYDAR BAŞ
15 Ağustos 2013

Vesile haktır



AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Ramazan ayı içerisinde Hz. Peygamberimizin Sakal-ı Şerifi’ne yapılan ziyaretler hakkında şu yorumları yapmıştı:
“Türkiye’nin muhtelif yerlerinde Peygamberimize ait olduğu iddia edilen sakalın veya sakalından bazı parçaların, kılların muhafaza edildiği, Müslümanların da O’nu ziyaret ederek bir noktada bir kutsiyet atfedildiği şeklinde bir izlenim edindim. Biraz da büyüteç gibi bir camın içine koyulmuş, pek de fark edilmiyor.” “Sevgili Peygamberimiz vefatından asırlar sonra, kendi sakalından olduğu iddia edilen o kıllara böyle bir saygı gösterileceğini bilseydi kesinlikle yasaklardı.” 
Sayın Şahin bir din âlimi olmamasına rağmen keşke Hz. Peygamber hakkındaki böyle hassas mevzularda fikir beyan etmese idi.
Zira İslam literatüründe “tevessül “olarak nitelenen “vesile edinmek” konusu, ayet ve hadislerde ifadesini bulan İslami bir hakikattir.
Vesileye dil uzatmak, başta ayeti inkârdır ve inanan milyonlarca Müslüman’ın itikadı konusunda bir eleştiridir ki, biz Bakan’ın buna cesaret edeceğini zaten düşünmeyiz.
Geçmişi bu şekilde inkâr eden açıklamalar, açıklamaları okuyan veya dinleyenleri de yanlışa sürükleyebilir.
Mektubat isimli eserimizde, vesile konusu geniş bir şekilde yer almaktadır.
Biz de kimseyi şüpheye düşürmeyecek delillerle, ayet ve hadislerin ışığında bu yazıyı hazırlamaya karar verdik.
Herkesin ayıkmasına vesile olmasını niyaz ederiz. 
İslam akaidine göre, mümkünün vücut bulmasında yaratıcı, yalnız Cenabı Vacibu’l Vücut’tur.
Fail-i hakiki, Allah’tır. Ancak Cenab-ı Hak (cc) zatını gizlemek kastı ile sebepler silsilesini araya koymuştur. Bu yüzden esbaba tevessül şart olmuştur.
Maddi sahada mümkünün vücut bulmasında, Allah’ı zikretmeden ve de inkâr etmeden; “dünyayı aydınlatan güneştir”, “yağmuru yağdıran buluttur” gibi cümleler kullanmak Sünnetullah’tır.
Ve kainatta fail-i hakiki yalnız Cenab-ı Hak olmasına rağmen, insanın sebepler silsilesini (Sünnetullah’ı) zikretmesi küfür olmaz.
Maddi sahadaki durum manevi sahada da aynıdır.
Ayette, “Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın…” (Maide 35) emri vardır. Bu emri yerine getirmek de  ibadettir.
Kur’an-ı Kerim’de, vesileler hakkında örnekler pek çoktur.
Kulların hayır ve şerrini tespit eden Allah, bu işte Kiramen Katibin’i vesile kılmıştır:
“Kulların üstünde galip O’dur ve üzerinize, amellerinizi yazan “hafaza” melekleri gönderir…” (En’am 61.)
İnsanı koruyan Cenab-ı Hak olduğu halde, bu işe de melekleri vesile kılmıştır:
“Her insan için önünden ve arkasından takip eden melekler vardır. Onu Allah’ın emri ile korurlar…” (Ra’d 11)
Kısaca vesile haktır ve bir emirdir. Melekler bir vesiledir de “Sen olmasaydın bu âlemi yaratmazdım” hitabına mazhar olan Allah’ın sevgilisi Hz. Peygamber (sav) bir vesile olmaz mı? 
Hz. Peygamber (sav) döneminde ashabı kiram, Resulullah’ın (sav) ismini, sakalını, saçını, tırnaklarını, terini, kanını, abdest suyunu ve hatta idrarını vesile kılmıştır.
Resulullah’ın (sav) bu kutsal emanetleri hastalıkların şifasına ve duaların kabulüne vesile olarak kullanılmıştır.
Hatta Hz. Peygamber (sav) bunların sahabeler arasında paylaşımını bizzat kendisi yapmıştır.
İbn Hanbel’in bir rivayeti şöyledir: 
Rasulullah, başının sağ kısmındaki saçlarını bizzat kendi eliyle tuttu, berber kesince Enes b. Malik’e: “Bunu Ümmü Süleym’e götür” buyurdu. Bunun üzerine yanındaki sahabeler, saçlarının diğer kısmını birbiriyle yarışarak kapışıp aldılar.
(İbn Hanbel, Müsned, III, 256)
Ahmed b. Hanbel, ayrıca Abdullah b. Zeyd b. Sa’lebe’den şunu nakletmektedir: 
Resulullah (sav), Veda Haccı’nda kesilen saçından Abdullah b. Zeyd’e verdi, kalanını başkalarına dağıttı. Tırnaklarını da kesti ve onları da Kureyşli (bir rivayete göre Ensar’dan) bir sahabiye verdi. (İbn Hanbel, Müsned, IV, 42; İbn Kayyim el-Cevziyye, Zad’ul Mead, I/ 270; Beyrut 1988)
Osman b. Abdullah b. Mevheb şöyle anlatıyor:
“Ailem beni içinde su bulunan gümüşten bir kapla Hz. Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme’ye göndermişti. (Ravi, üç parmağını tutarak söz konusu kabın o kadar olduğuna işaret etmiştir). O kabın içinde Hz. Peygamberin saçlarından vardı. İnsanlar, bir kimseye nazar veya başka bir hastalık isabet ettiği zaman Ümmü Seleme’ye bir kabını (teberrüken almak üzere) gönderirlerdi. Ben de Ümmü Seleme’nin yanında küçük bir kabın içinde kırmızı saçlar gördüm.”
(Buhari, Sahih, Libas 66, (VII, 57)
Enes b. Malik, annesi Ümmü Süleym’in yaptığını şöyle anlatıyor:
Hz. Peygamber, (annem) Ümmü Süleym evde yokken evimize gelir; deriden yapılmış bir yatakta uyurdu. Yine bir gün onun yatağında uyudu. O sırada Ümmü Süleym eve geldi: “Bu Peygamberdir, senin yatağında uyuyor” dediler. Ümmü Süleym, Hz. Peygamber’in yanına geldi. Resulullah terlemiş; teri yatağın üzerindeki bir deri parçasının üstünde toplanmıştı. O hemen küçük eşya kutusunu açtı; bu teri silerek şişenin içine sıkmaya başladı. Bu esnada Resulullah (sav) uyandı: “Ne yapıyorsun? Ya Ümmü Süleym!” diye sordu. O da: “Ya Resulallah, O’nun (terinizin) çocuklarımıza bereket getireceğini umuyoruz” dedi. Hz. Peygamber, “haklısın” buyurdu.
(İbn Hanbel, Müsned, VI / 377, III / 221, 226; Tayalisi, Müsned, H. no: 2078, Haydarabad 1321; Müslim, Sahih, Fedail, 84, (IV), 1815.)
Enes (r.a) anlatıyor: “Rasulullah (sav) sabah namazını kılınca, Medine’nin hizmetçileri elinde su bulunan kaplar olduğu halde kendisine gelirlerdi. Efendimiz de bütün kaplara elini batırırdı. Bazen sabahları hava soğuk olurdu, ancak yine de elini suya batırırdı.”
(Müslim, Sahih, Fezâil 74.)
Sahâbeden Osman bin Huneyf (ra) şöyle rivâyet eder:
Bir âmâ Rasûlullâh’a (sav) gelerek, “Yâ Râsûlullâh! Allâh’a yalvar da gözümdeki hastalığı gidersin! Gözümün kör olması bana çok zor geliyor” dedi.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “Dilersen sabret, bu senin için daha hayırlıdır” buyurdu.
Âmâ ise “Yâ Rasûlullâh! Beni elimden tutup götürecek kimsem yok. Bu hâl bana çok meşakkat veriyor. Lütfen gözlerimin açılması için dua ediniz” deyince Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Git abdest al! Sonra iki rekât namaz kıl. Ardından da şöyle dua et: “Allâh’ım Rahmet Peygamberi olan Nebin Muhammed’le (O’nun hürmetine) Sen’in zatından diliyor ve sana yöneliyorum... Yâ Muhammed! İhtiyâcımın verilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum!.. Allâh’ım! O’nu bana, şefaatçı kıl.” 
(Tirmizî, Deavât, 118; Ahmed b.Hanbel, Müsned, IV. 138.)
“ Ümmü Eymen Bereke şöyle anlatıyor:
“Bir gece Resulullah kalktı ve evin bir kenarındaki kabın içine bevl etti. Ben gece susamış vaziyette kalktım ve yanlışlıkla onun içindekini içtim. Sabah olunca Hz. Peygamber: “Ya Ümmü Eymen! Kalk da şu kabın içindekini döküver” buyurdular. Bereke, “Vallahi ben onun içindekini içtim” deyince. Resulullah, azı dişleri görününceye kadar güldü ve “Bundan sonra asla karın ağrısı duymayacaksın” buyurdu.
(Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, XXV / 89-90, nr. 230; Hakım, el-Müstedrek, IV / 63-64.)
“….Uhud Savaşı’nda, Ebu Ulbeyde b. el-Cerrah, miğfer halkalarını Resulullah’ın yüzünden çıkarmaya çalıştı; fakat halkalar çıkarılınca, Rasulullah’ın mübarek yüzünden eski kırbadan su akar gibi kan akmaya başladı. Malik b. Sinan kanı ağzıyla emdi; sonra da yutuverdi. Bunun üzerine Resulullah, “Kanım kanına karışan kimseye bakmak isteyen Malik b. Sinan’a baksın” dedi. Bazı rivayetlerde ilave olarak Malik’ e, “Kan mı içiyorsun?” dediler. “Evet, Resulullah’ın kanını içiyorum” dedi. Resulullah: “Kanım kanına değen (karışan) kimseye cehennem ateşi dokunmayacak” buyurdular.
(Vakidî, Megazi, I/ 247; lbn Hişam, es-Sire, III, 85; Taberani, el-Mu’cemü’l-Evsat, X / 40-41, nr. 9094; lbn Hacer, el-lsabe, VII / 727.)
Kısaca vesile haktır, vesileye sarılmak bir emir ve sünnetullahtır.
Özellikle Ramazan ayı gibi halkın manevi duygularının doruk noktada yaşandığı bir dönemde, konu hakkında bilgisi olmayanların bu çıkışları büyük bir yanlıştır.
Bilgisi olduğu zannedilen kişilerin de yanlış ifadeleri kullanması bilgi noksanlığı ve vebaldir.
Bu durum ayet ve hadislere terstir.
Özellikle batı kaynaklı hareketler İslam’ın yayılmasını ve yaşanmasını önlemek için bu konular üzerinde durmuş, vesile, şefaat ve kabirleri ziyaret konusu gibi meselelerde Müslümanları saptırmışlardır.
Yapılması gereken husus, bu konuları ehlinden ve kaynağından öğrenmektir. 









Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Nisan 2019 Golan Tepeleri'nden Türkiye'ye
    • 4 Ağustos 2016 FETÖ, Atatürkü neden sevmez?
    • 12 Temmuz 2016 NATO konsepti değişmiyor ya Türkiye?
    • 28 Haziran 2016 Zaman bizi haklı çıkardı: AB dağılıyor
    • 27 Haziran 2016 İmam Hüseyin (a.s.)
    • 17 Aralık 2015 Türkiyenin dostu kaldı mı?
    • 4 Ağustos 2015 Ehl-i Beytin değeri
    • 3 Ağustos 2015 İkinci defa sırtından vurulan Alevi Kürtler
    • 21 Temmuz 2015 Bayramınız mübarek olsun
    • 15 Temmuz 2015 Koalisyon görüşmeleri
    • 13 Temmuz 2015 Kadir Geceniz mübarek olsun
    • 10 Temmuz 2015 Yaraya merhem Milli Ekonomi Modelidir
    • 8 Temmuz 2015 Yeni bir anlayış şart
    • 7 Temmuz 2015 Yunanistan 'Hayır'ın hakkını vermeli
    • 3 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 2 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 1 Temmuz 2015 Türkiye-Savaş-Rusya
    • 30 Haziran 2015 Ramazana yakışmayan manzaralar
    • 29 Haziran 2015 Yine savaşın eşiğindeyiz
    • 26 Haziran 2015 Ehl-i Beyt-4
    www.sinemalar.com

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1565567 µs