Piyasalar

22 Temmuz 2019, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Prof. Dr. HAYDAR BAŞ


Prof. Dr. HAYDAR BAŞ
18 Nisan 2013

Hak arama devletle mücadeleye dönüşmemelidir



Barış süreci olarak ifade edilen dönem, Türklük, milliyetçilik, cumhuriyet ve üniter yapı gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni var eden temel dinamiklerle oynanan tehlikeli bir hal aldı. 
Kürt kardeşlerimize haklarını vermek bahanesi ile yola çıkanlar bugün, sistem değişikliği ile Anadolu coğrafyasını bölmenin hesabını yapmaktalar. 
Türk milletini var eden değerlere olan bağlılığın yoklaması ise farklı şekillerde devam etmekte. 
Kendileri perde arkasında kalmayı tercih edenler, bir yandan da akil insanları milletin önüne sürdüler. 
Kardeşlikten bahseden akiller, şehit ailelerinin evinde akan kanın durmasını bölücü örgütün sınır dışına çıkmasına ses çıkarmamaya bağlıyorlar. 
Aslında akillerin dediklerinin pek de önemi yok. Akiller, Türk milletinin sürecin ne kadarını sindirebildiğinin raporunu tutacaklar. 
Yoksa toplantıya katılan vatandaşlara, “biz Türk bayrağı, Atatürk resmi görmek istiyoruz” dedirtecek bir tavır takınmanın başka ne manası olabilir? 
Zira barış süreci, bizi biz yapan değerlerin silinme sürecine dönüşmüştür. 
Diğer yandan T.C. ismi tabelalardan sökülmeye başlandı. Bazı çevrelerin rahatsız olduğu kelimelerin başında gelen T.C.’nin, kamu kurumlarının isminin başından silinmesi, Türk milletinin en sevdiği kelimenin yok edilmesine olan tepki olarak kendini gösterdi. 
Binlerce T.C. vatandaşı, internet ortamında tepki verdi. Tabelaların süsü T.C. yerine getirildi. Vatandaşın tepkisi bir kez daha yoklandı. 
Bir yoklama da anayasa taslaklarında yaşandı. Cumhuriyetin değişebileceği, üniter yapının yer almadığı bir anayasa taslağı ve “Türk milleti olmaksızın” kaleme alındı. 
Yine tepkiler beklendi. 
Oysa bunlar ile milletin nabzını yoklayanların hatırlaması gereken bir hakikat var. 
Üniter yapı, Türklük ve milliyetçilik hepimiz için vazgeçilmezdir. 
Türkiye Cumhuriyeti devletini var eden Türk milleti, kafatasçı ve ırkçı bir ifade değildir. 
Türk milliyetçisi olarak doğan ve yaşayan her Türk vatandaşı, bunu bilerek Türk milletini temsil eder. 
Türk milleti, kültür birliği, maneviyat birliği, siyaset birliği ve din birliği olan insanların adıdır. Yezdani, Keldani, Süryani, Laz, Çerkez, Rum, Ermeni, Boşnak ve Arap fark etmez. 
Bu coğrafyanın tek milleti, Türk milletidir. Türk milleti Türkiyeli değil, Türkiye Türk milletinindir. 
Ve Türk milletini beraber kılan unsur İslam kardeşliğidir. 
İşte nabız yoklayanların dikkate almadığı ama her Türk vatandaşının bilincinde olduğu gerçek farklı etnik kimlikleri İslam ile yoğurmuş bu Türk milliyetçiliğidir. 
Ve belki de esas mücadele Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmak adı altında Anadolu coğrafyasından İslam inancını yok etmektir. 
Hak arama bahanesini kullananların sığındığı “ihlaller” ise bizim de kabul ettiğimiz bir hakikattir. 
Kürt kardeşlerimizin yaşadığı Güneydoğu bölgemizde hak ihlalleri olmuştur. Ancak bu ihlaller sadece Kürtlere ve o bölgeye yönelik değildir. Karadeniz bölgesine ve insanına ya da başka bir bölgemizin vatandaşına da aynı haksızlıklar yaşatılmıştır. 
Alevi vatandaşlarımıza, Caferilere ve Bektaşilere geçmişte sürgün edilmeye varan zulümler yapılmıştır. 
Bunlar inkâr edilemez. 
Ama bunların ardına sığınılarak devlet suçlu gösterilemez. 
Tıpkı Osmanlı’dan sonraki dönemde din adamı kılığındaki kişilerle başlatılan bölücü hareketlerin bahanesi gibi… 
Yaşadığımız günler, kelimeler üzerinden yapılan yoklamalar ile hassasiyetlerin silindiği bir süreçtir. 
Türk, Kürt, Laz ve Çerkez bizi bir yapan her unsur olarak ayık olmak ve birliği muhafaza etmek zorundayız. 
Her vatandaşımızın hakkı bakidir, diğeri ile eşittir. Bu hakları vermeyenlerle mücadele, devletle mücadeleye dönüşmemelidir. 







Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Nisan 2019 Golan Tepeleri'nden Türkiye'ye
    • 4 Ağustos 2016 FETÖ, Atatürkü neden sevmez?
    • 12 Temmuz 2016 NATO konsepti değişmiyor ya Türkiye?
    • 28 Haziran 2016 Zaman bizi haklı çıkardı: AB dağılıyor
    • 27 Haziran 2016 İmam Hüseyin (a.s.)
    • 17 Aralık 2015 Türkiyenin dostu kaldı mı?
    • 4 Ağustos 2015 Ehl-i Beytin değeri
    • 3 Ağustos 2015 İkinci defa sırtından vurulan Alevi Kürtler
    • 21 Temmuz 2015 Bayramınız mübarek olsun
    • 15 Temmuz 2015 Koalisyon görüşmeleri
    • 13 Temmuz 2015 Kadir Geceniz mübarek olsun
    • 10 Temmuz 2015 Yaraya merhem Milli Ekonomi Modelidir
    • 8 Temmuz 2015 Yeni bir anlayış şart
    • 7 Temmuz 2015 Yunanistan 'Hayır'ın hakkını vermeli
    • 3 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 2 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 1 Temmuz 2015 Türkiye-Savaş-Rusya
    • 30 Haziran 2015 Ramazana yakışmayan manzaralar
    • 29 Haziran 2015 Yine savaşın eşiğindeyiz
    • 26 Haziran 2015 Ehl-i Beyt-4
    www.sinemalar.com

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1588199 µs