Piyasalar

22 Temmuz 2019, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Prof. Dr. HAYDAR BAŞ


Prof. Dr. HAYDAR BAŞ
18 Aralık 2012

Nereye kadar özelleştirme?



Devletlerin en önemli vazifelerinden biri, halkının geçimini temin etmektir. Türk tarih uzmanı Leen Cahen, özellikle Türklerde görülen baba devlet yaklaşımı hakkında şunları ifade etmişti: 
"Başka milletlerin aksine olarak Türklerde halkı besleyen, giydiren ve harçlığını veren hakandır. Onlarda vergi demek, halkın genel masrafı demektir. Eğer hakan yurttaşlarının gelirini sağlayamayacak duruma gelirse, onlara izin verir." 
Türk milleti, tarihte böyle bir bakış açısı ile idare edilmiştir. Ancak Batıyı üstün gören yaklaşımının hâkimiyetinden sonra genç Türkiye Cumhuriyeti devletinde bu tablo tersine dönmüştür. 
Kapitalizmin kuralları ile şekillenen Türk ekonomisi bugün halkının beklentilerine cevap vermekten çok uzaktır. 
Pazara çıkanlar, ceplerinde para olmadığı için istediklerine ulaşamamaktadır.  Esnaf kan ağlamakta, kapanan işyerlerine her gün yenileri eklenmektedir. Ev hanımı, işçisi, memuru, emeklisi topyekûn millet açtır. 
Tüketimin nerede ise yok olduğu toplumumuza üretim de istenilen seviyede olmamaktadır. 
Gelirler, kapitalizmin kurallarına göre, millete pay edilmeden belli menfaat gruplarına aktarılmaktadır. 
Merkez Bankası’nın bağımsızlaştırılmasından sonra, senyoraj hakkından feragat eden Türkiye’de gelir kalemi vergilerdir. 
Mevcut şartlarda vergi, eline temel ihtiyaçlarını karşılamak için dahi bir şey kalmayan milletin kursağındakini de almak demektir. 
Zira, küresel düzenin bir gereği, devletlerin küçültülmesinden bahsedilmekte, devletin kar getiren kurumları özellikle yabancılara ihale edilerek satışa sunulmaktadır. 
Küresel güçler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere devletlerin küçülmesini, devlet kurumlarının, madenler başta olmak üzere yer altı kaynaklarının özelleştirilmesini tavsiye ederler.
Asıl maksat, kar getiren kurumların yabancı şirketlere çok cüzi fiyatlarla satılmasıdır. 
Özelleştirmeler, bozuk bir ekonomi de can simidi gibi görülebilir. Ancak yabancılara yapılan satış, milli sermaye ile kurulan bu kurumların yabancıların eline geçmesi demektir ki, bu milletin emeğinin ve üretiminin dışarıya aktarılmasıdır. 
Yine özelleştirilen kurumlar nerede ise bir kaç yıllık getirisi mukabilinde elden çıkarılıyor. Bu devletin altın yumurtlayan tavuğu eliyle kesmesi gibidir. 
Özelleştirmeler ile devlet ekonomiden elini biraz daha çeker. Etkisi azalır. Piyasa yabancı sermayedarlara biraz daha sunulur.  Bugün köprülerin ve otoyolların satışını konuşuyoruz. 
Devlete yılda 1 milyar TL’den fazla kâr getiren işletmelerin devletin elinden çıkarılmasından bahsediyoruz. 
10 milyar dolar gelirin beklendiği bu ihaleler sürecinde,  önümüzdeki birkaç senede verilenin kat be kat üstünde kâra geçecek işletmeler de muhtemelen yabancılara devredilecek. 
Mirasyedi evladın babasından kalanları satmasına benzeyen bu uygulamayı, hükümetin ne kadar sürdüreceğini merak ediyoruz. 
Zira sata sata satacak bir şey kalmadığında acaba hükümet hangi yola başvuracak? 
Üstelik, sattıkları kendilerine veya babalarına da ait değil, milletin malı millete sorulmadan satılmaktadır. 
Kendi topraklarımızda, kendi kaynaklarımızı artık yabancılar işletmektedir. Maden ruhsatları ile pek çok yer yabancı şirketlerin çitleri ile çevrilmiştir. 
Yol ve köprü gişelerinde de yakın zamanda onların kasaları dolacaktır. Kendi ülkesinde esir gibi yaşamak noktasına itilen Türk milleti ne zaman gerçekleri görmeye başlayacak? 
Vatandaşımız, milli kaynaklarını ve ata yadigarı topraklarını yitirmeden, mili değerlerine sahip çıkmalıdır. Aksi halde bugün geçtiği yerlerden, yarın para verse dahi geçemeyebilir… 
Yarın, devletlerin özelleştirmeden de gelir elde edebileceğinin izahını yapacağız… 








Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Nisan 2019 Golan Tepeleri'nden Türkiye'ye
    • 4 Ağustos 2016 FETÖ, Atatürkü neden sevmez?
    • 12 Temmuz 2016 NATO konsepti değişmiyor ya Türkiye?
    • 28 Haziran 2016 Zaman bizi haklı çıkardı: AB dağılıyor
    • 27 Haziran 2016 İmam Hüseyin (a.s.)
    • 17 Aralık 2015 Türkiyenin dostu kaldı mı?
    • 4 Ağustos 2015 Ehl-i Beytin değeri
    • 3 Ağustos 2015 İkinci defa sırtından vurulan Alevi Kürtler
    • 21 Temmuz 2015 Bayramınız mübarek olsun
    • 15 Temmuz 2015 Koalisyon görüşmeleri
    • 13 Temmuz 2015 Kadir Geceniz mübarek olsun
    • 10 Temmuz 2015 Yaraya merhem Milli Ekonomi Modelidir
    • 8 Temmuz 2015 Yeni bir anlayış şart
    • 7 Temmuz 2015 Yunanistan 'Hayır'ın hakkını vermeli
    • 3 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 2 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 1 Temmuz 2015 Türkiye-Savaş-Rusya
    • 30 Haziran 2015 Ramazana yakışmayan manzaralar
    • 29 Haziran 2015 Yine savaşın eşiğindeyiz
    • 26 Haziran 2015 Ehl-i Beyt-4
    www.sinemalar.com

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1650478 µs