Piyasalar

17 Temmuz 2019, Çarşamba tsi
°C

En Sıcak Konular

Prof. Dr. HAYDAR BAŞ


Prof. Dr. HAYDAR BAŞ
3 Ekim 2012

Vesile



Sohbetlerimizde "vesile var mıdır" şeklinde sorularla sıkça karşılaşıyoruz. 
İslam akaidinde vesile, hem maddi varlıkların ve hem de manevi varlıkların vücut bulmasında söz konusudur. 
Ama vesile konusunu anlayabilmemiz için bazı temel tespitleri yapmak zorundayız. Aksi halde, manevi sahadaki vesileyi ilmi hakikatleri bilmeden reddetmek, manevi varlığa "esas fail" demek, kişiyi küfre düşürecektir. 
İslam akaidine göre, mahlûkun vücut bulmasında yaratıcı tek olup, Cenab-ı Vacib'ul Vücut’tur. Esas fail de tek olup, yalnızca Allah’tır. 
Allah’tan başka fail aramak ise küfürdür. 
Ancak Allah, kendini gizlemek kastı ile araya sebepler silsilesini koymuştur. 
Yine, Allah’tan gayri maddi ve manevi var olan her şey yaratılmıştır. Cenab-ı Hakk, maddi ve manevi varlıkların yaratılmasını ise bir takım sebeplere bağlamıştır. 
İşte vesile konusundaki sıkıntı da buradaki inceliği anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. 
Sebeplere sarılmak -haşa- Allah’ı inkar değildir. Ancak yaratılan varlığa "esas fail" demek küfürdür. 
Bu tespitlerden sonra maddi sahadaki varlıkların meydana gelmesinde, Allah ı zikretmeden ve de inkâr etmeden; "dünyayı aydınlatan güneştir", "yağmuru yağdıran buluttur" ve "meyveyi ağaç verir" gibi cümleler kullanılması küfrü gerektirmez. 
Çünkü bu olayların meydana gelmesinde, dünyayı aydınlatmada güneşi var eden, yağmur için bulutu yaratıp hareket ettiren ve meyvenin oluşmasında ağacı vesile eden Allah’tır. Bu Sünnetullah’tır. 
Doğa olaylarında ve maddi varlıkların meydana gelmesinde esas ve tek fail Allah’tır. 
Bu bilgi müminin kalbinde daima tasdik halinde mevcut olduğundan, o mümin, vesileyi zikrettiğinde Allah’ı anmış gibi olur. 
Aynı durum insan ilişkilerinde de geçerlidir. 
Bir kişi arkadaşından, "bana şunu ver" diyerek bir eşya istese, bu talep küfür olmaz. "Rabbim bana şunu ver" diyerek ihtiyacını Rabbinden istemez de, sebeplere sarıldıktan sonra verenin Allah olduğunu bilir. 
Sebeplere sarılmak o kadar önemlidir ki, sebepleri devreye koymadan kulun "tevekkül" etmesi yanlıştır. 
Buraya kadarki izahlarımızdan çıkan netice; kâinatta fail-i hakiki yalnız Cenab-ı Hakk olmasına rağmen, sebepler silsilesini anmak küfür olmaz. 
Maddi sahada mümkün olan vesile manevi sahada da aynen geçerlidir. 
Manevi mahlûkatın meydana gelmesinde de yine sebepler silsilesi vardır. 
Bu sebeplerin anılması veya kulun sebeplere sarılması asla "esas ve tek faili" inkâr değil, bilakis Sünnetullah’a uymaktır. 
Kur’an-ı Kerim’de, vesilelere sarılmak konusunda ikazlar ve örnekler yer almaktadır. 
Cenab-ı Hakk, Maide suresinde şöyle emretmiştir: 
"Ey inananlar, Allah’tan korkun, O'na (yaklaşmaya) vesile arayın." (Maide, 35). Bu emri yerine getirmek ibadettir. 
Cehennemde azabın, cennette nimetin bulunduğu hakikatinde, azap ve nimet Allah’tan olmasına rağmen, cennet nimete, Cehennem de azaba vesiledir. 
Yine, kulların hayır ve şerrini tespit eden Allah’tır. Bu işe de, Kiramen Katibin meleklerini vesile kılmıştır. 
"Kulların üstünde galip O'dur ve üzerinize, amellerinizi yazan ‘Hafeze’ melekleri gönderir." (Enam, 61). 
Allah, Bedir’de Peygamber (SAV) ordusuna melekleri ile yardım etmiştir. Bu hususta, Cenab-ı Hakk, şöyle buyurur: "O vakit Rabbinizden yardım ve zafer istiyordunuz da O size: "gerçekten Ben arka arkaya bin melaike ile imdat ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu." (Enfal, 9). 
Ayetler ile sabittir ki, maddi ve manevi sahada mevcut varlıklar konusunda vesileye sarılmak haktır, Sünnetullahtır. 
Cenab-ı Hakk, maddi ve manevi işleri sebeplerle halk ederken, kulların kendine ulaşmasında maddi ve manevi vesileler araya koymuş mudur? 
Bu soruyu da yarın 
cevaplayacağız. 






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Nisan 2019 Golan Tepeleri'nden Türkiye'ye
    • 4 Ağustos 2016 FETÖ, Atatürkü neden sevmez?
    • 12 Temmuz 2016 NATO konsepti değişmiyor ya Türkiye?
    • 28 Haziran 2016 Zaman bizi haklı çıkardı: AB dağılıyor
    • 27 Haziran 2016 İmam Hüseyin (a.s.)
    • 17 Aralık 2015 Türkiyenin dostu kaldı mı?
    • 4 Ağustos 2015 Ehl-i Beytin değeri
    • 3 Ağustos 2015 İkinci defa sırtından vurulan Alevi Kürtler
    • 21 Temmuz 2015 Bayramınız mübarek olsun
    • 15 Temmuz 2015 Koalisyon görüşmeleri
    • 13 Temmuz 2015 Kadir Geceniz mübarek olsun
    • 10 Temmuz 2015 Yaraya merhem Milli Ekonomi Modelidir
    • 8 Temmuz 2015 Yeni bir anlayış şart
    • 7 Temmuz 2015 Yunanistan 'Hayır'ın hakkını vermeli
    • 3 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 2 Temmuz 2015 MEM çağı başlamıştır
    • 1 Temmuz 2015 Türkiye-Savaş-Rusya
    • 30 Haziran 2015 Ramazana yakışmayan manzaralar
    • 29 Haziran 2015 Yine savaşın eşiğindeyiz
    • 26 Haziran 2015 Ehl-i Beyt-4
    www.sinemalar.com

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1544955 µs